josef stalin kimdir

Josef Stalin Kimdir

Joseph Vissarionovich Stalin (Josef Stalin) 18 Aralık 1878’de Gürcistan’ın Gori kentinde doğmuştur. Bu kent ihmal edilmiş fakir kesimlerinin olduğu bir bölgeydi. Aslen Gürcü olan Stalin, Sovyet Rusya’nın ortaya çıkması ile isminden bahsettirmeye başlamış ve Dünyaca bilinen bir lider oldu. Annesi Keke Geladze babası ise ayakkabı tamircisi olan Vissariyon İvanoviç Cugaşvili’dir. Babası içmeyi seven bir adamdır annesi ise dinine düşkün okuma yazma bilen bir kadındı ki o dönemde fakir bir kentte şaşırılacak bir durumdu ama Josef’in başarısı bilgili bir anneden gelmiş olabilir. İlk iki çocukları öldüğü için yeni doğan oğullarının yaşaması için ellerinden geleni yapmışlar ve en iyi koşullarda olmasını sağlamışlar. Buna rağmen dönemin zorlu şartlarında Josef Stalin çiçek hastalığı dahi geçirmiş ve yenmiştir. Hatta 2 kere at arabası kazası geçirmiş ve bunu da atlatmıştır.

İlerleyen süreçte Josef Stalin annesinin etkisi nedeniyle bir rahip olarak yetişmesi için bölgelerindeki okula gönderilir normal şartlarda babası rahip olanlar alınıyorken annesinin ısrarı ile eğitimine başlar. Gürcü olduğu için Rusça eğitim dili onun için zorludur ama o bunun üstesinden gelecek kadar zeki bir çocuktu. Koroya girer o kadar başarılı bir öğrencidir ki buradan Tiflis Rahip Okuluna gider. Ortodoks Rahip Okulu olan bu okul o dönemin öğrencileri için prestijliydi. Ama Josef büyüdükçe okumaya olan merakı artmaya başlar ve baskıcı rahip okulundan çıkabildiği günlerde başka kitaplar okur. Okulda Rus Klasikleri dahi mevcut rejime tehdit olarak görüldüğü için yasaklı kitaplar arasındaydı ve eğer öğrenciler bu tarz yasaklı kitaplar ile yakalanacak olursa derhal cezalandırılıyordu.

Sorgulamaya başlayan Josef’in dersleri düşmeye başlar ve okuldan kaçarak İşçi Toplantılarına katılır. Dersleri düşmeye ve okulun en kötü öğrencisi olmaya başlar. Saçlarını ve bıyığını kesmeyi reddeder bu onun sisteme karşı olan büyük mücadelesinin başlangıçlarıdır. Annesini hayal kırıklığına uğratır. Baskı ve yasaklar onun dinden uzaklaşıp ateist olmasına ve rejimin yapısından uzaklaşıp Sosyalist olmasına neden olmuştu. Kısaca din eğitiminin yan etkisi dinsizlik olmuştu. Tıpkı eski çağlarda skolastik düşüncenin doğurduğu devrimci Rönesans ve Reformcuların yine din eğitimi almış kişiler arasından çıkmış olması gibi.

Okuldan ayrılan Josef Stalin artık sokak çetelerine katılıyor ve sosyalizm için destek bulmaya çalışıyordu. Aklı onu yükseklere çekiyordu. İlk önce Tiflis’te Rusya Sosyalist İşçi Partisi’ne katıldı ve halkı örgütledi. Burada yapılan gösteriler sonucu kaçarak Batum’a gitti. Petrol işçilerini örgütledikten sonra Bolşeviklere katıldı. Bu onun hayatı için dönüm noktası olacaktı. Öne çıkmak için sürekli insanları ezdiğinden bahsedilir hatıralarda ve bu hareketi işe yaramış olacak ki Lenin tarafından fark edilmiş ve Kafkaslar için temsilci seçilmiştir.

Bu kısım hayatında illegal olarak faaliyetler yürüttüğü bir dönemdir. Partiye gelir sağlayarak örgütlenmeye yardım için banka soygunları organize etmeye başlamıştır. Sürekli Gizli Polis Teşkilatı olan Ohranka’nın gözlemi altındaydı. Kendi topraklarından ilk etapta çok uzaklaşmadı ve 1905 Devrimi sırasında Tiflis’teydi sonrasında ise Batum’a geçti ve petrol işçilerini örgütledi. İnsanları birleştirme yeteneğine sahip oluşu onu daha da ön plana çıkarıyordu. Ardından 1906’da ilk evliliğini gerçekleştirdi ve geçici süreliğine istifa ederek çarlığa karşı olan faaliyetlerini gizli yürütmeye başladı. İlk çocuğu ve oğlu olan Yakov bu evlilikten gerçekleşti. Ama ilk eşi çok uzun süre yaşamadı ve bu olaydan dolayıdır mı bilinmez gittikçe daha duygusuz bir adama dönüşüyordu.

Yine de bu süreçlerde kongrelere katılıyordu. Gücünü gün geçtikçe arttırıyordu ve Lenin’den sonra en etkili kişilerdendi. Para işlerini Stalin yönetirdi. St.Petersburg’da Bolşevikler etkisini arttırdıkça propagandalarını güçlendirmek için yazı çıkarırken Pravda yani hakikat adını verdikleri bir gazete basmaya başlamışlardı. Bundan böyle bu yazılarda kendine artık bu isimle hitap eder olmuştu Stalin. Ama ne yazık ki Çarlık onu ve Bolşevikleri sürgün etmişti. Kaçmayı başarmaları çok uzun sürmez çünkü I.Dünya Savaşı ile zaten öncesinde devrim (1905 Devrimi) ve isyanlarla zayıf düşmüş rejim yardım gelmeyince Bolşeviklerle başa çıkamaz. Kaçan Bolşevikler hazırlıklarını yapar ve Şubat Devrimi sonrasında Lenin yayınladığı Nisan Tezleri’nin etkisiyle 1917 Ekim’inde örgütlenen Bolşevikler iktidarı ele geçirir.

Bolşeviklerin başa gelmesi ile Stalin, Parti Milliyetler Halk Komiseri konumuna gelir. Bu onun yükselişinin ne denli büyük olduğunun kanıtıdır. Ama kısa süre içerisinde Lenin’in hastalanmasından birkaç ay önce Parti Genel Sekreteri olur (1922). Ama Lenin felç geçirir ve gözlemleri korkunçtur. Stalin gücüne güç katar ve Lenin’in hastalığıyla beslenir. Kısa süre içerisinde vasiyetini hazırlayan Lenin onu görevden almak ister ama bu işe yaramaz diktatörün doğumu başlamıştır bile. En güçlü aday aslında Lenin sonrası Troçki gibi gözükse de Stalin’i geçemezler ve Birleşik Muhalefet bir işe yaramaz. Stalin onları halka öcü gibi lanse edecek ve tekilliğini ortaya koyacaktı. Muhalefet eden herkesi kurşuna dizdirecekti.

21 Ocak 1924’de Lenin’in ölümüyle Troçki’yi sürgün eder ve idareyi artık Josef Stalin almıştır. Ilımlı Marksist-Leninist yapı Stalin’in sert demir yumruğu ile Stalinizasyon’a dönüşecekti. Kendi bakış açısına göre kolektif bir yapı hayal ediyordu. Bu kolektif bilinci oturtabilmek için Sovyetler Birliği arası sanayi bağımlılığı oluşturması gerekiyordu. 1. Beş Yıllık Sanayi Planı oluşturuldu ama tarım ihmal edilecekti. Sanayi gelişmesi için alınan sert tedbirler halkın kıtlık yaşamasına yol açmasına rağmen o yolundan vazgeçmedi ve baskı ile sistemini oturtturdu. Böylelikle 2. Beş Yıllık Sanayi Planı yürürlüğe girecek ve yeni fabrikalar açılmaya devam edilecekti. Devasa Rus sanayisi emperyalizme karşı dik durmaya hazır olacaktı. Ama bu yolda siyasetle ile de uğraşarak yerini kesinleştirmeliydi.

En büyük rakiplerini idam, sürgün, itibarsızlaştırma, hapis gibi yollarla ortadan kaldırdı. Rusya güçlendikçe diğer devletlerde güçleniyor herkes 1. Dünya Savaşında alamadığı payları almaya hazırlanıyordu. Almanya ise bu süreçte faşizmin yükselişi ile ortaya çıkan diktatörü Adolf Hitler, dünyanın en azılı düşmanıydı. Sovyetler gibi Almanya’da Polonya ve Çekoslavakya gibi bölgeler üzerinde hak iddia ediyordu. İlk etapta saldırmazlık imzalasalar bile Almanya’nın saldırısı ile bu boşa çıkmıştı. Hitler, Stalin’i rencide edebilmek için onun adıyla anılan Stalingrad’ı (St.Petersburg) almaya karar verdi. Savaşta muhteşem bir hız göstermesine rağmen Hitler kış şartlarına uygun eğitimi olmayan ordusunu buraya sokmanın bedelini ağır ödeyecek Barbarossa Harekatı başarısız olacaktır. Bu sırada Stalin yumruğunu masaya vurarak asla geçit vermeme kararını almıştır. Sabırla bekler, birliklerini oraya yollar halkı ve çocukları bile savaşa dahil eder Alman ordusunu kuşatır ve kazanır. Hatta Naziler oğlunu esir eder ve şartları kabul etmeyen Stalin yüzünden en büyük oğlu öldürülür.

Duygusuz adam büyük zaferleri ile adını iyice duyurmuştur. Nazilerin yenilmesi için ABD ve İngiltere bu adamla birlik olma kararı alır. Naziler ağır bir yenilgi alır, savaş sonlanır ve Stalin Rusya için bir kahraman olmuştur çünkü Rus-Japon Savaşı ve 1. Dünya Savaşı Çarlık tarafından kaybedilmişti. Savaş sonrası yine Kapitalizm-Sosyalizm kavgası başlar. Komünizm’in ihraç edilmesi ve Marshall Planı’na karşı Stalin COMEKON’u kurar ama bu yeterli olmayacaktır. Ayrıca ülke içi Ruslaştırma Politikaları başlar; eğitim dili Rusça olur, kültür ögeleri sadece Ruslara ait olacak şekilde değiştirilir, Rusluk dışında başka milliyetçiliğin yapılması ayrımcılık olarak görülüp cezalandırılır.

Lenin’in aksine Josef Stalin hiçbir zaman ılımlı olmamış direkt olarak sert müdahalede bulunmuştur. Yönetimde kolaylık ve bağımlılık olması için ayrı özerk devletler haline getirmiştir bazı milletleri. Propagandalarda ve eğitimlerde kendini bir tanrı gibi göstermiş Josef Stalin Kültü oluşturmuş ve sık sık halka açık alanlarda bulunmuştur. Yumruğu daima tepedeydi ve inmeye hazırdı. Oldukça fevri davranır ve paranoyakça her şeyi sorgulardı. Gücü arttıkça egosu büyüdü ve tedbir olarak bir kaç tane dublörü vardı. Yaşlandıkça sağlık sorunları arttı ve çevresini sık sık değiştirip aile bağlarını kopardı. En yakın olarak yanında Kruşçev vardı ondan dahi şüphe edip değiştirmeye karar verse de ömrü buna yeterli gelmeyecekti.

ABD ve İngiliz ajanı olmasından şüphelendiği Kremlin doktorlarını hapsettirdi ve işkenceye aldı. Bu yüzden felç geçirdiği sırada kimse ona yardımcı olamadı, çocukları çağrıldı. Yardım etmek pek istenmedi çünkü herkes hayatından endişe etti ve 5 Mart 1953’de öldü. Ölümü ile halk yasa boğuldu ve onu Lenin’in yanına gömdüler. Yeni bir diktatörden korkulduğu için ona dair bazı şeyleri yok etmek adına onu daha sonra Kremlin’de yeni bir mezara koydular.

Yazan: Sena Nur BOZAN

Yorum Yap

Yorum Yap