1. Ana Sayfa
  2. Türk Tarihi
  3. Melikşah Dönemi Büyük Selçuklu Devleti

Melikşah Dönemi Büyük Selçuklu Devleti

melikşah

Melikşah’ın Başa Geçmesi

Melikşah daha küçük yaştayken babası Alparslan onu veliaht olarak istemiştir. Babası Halifeden oğlu için sultanlık onayı aldı ve komutanlarını toplayıp onlardan da yemin aldı. Melikşah cesur, atılgan, asker tarafından sevilen ve Nizamülmülk tarafından da desteklenen biri olduğu için veliaht seçilmiştir. Tahta çıktığında 18 yaşındadır.

Melikşah babası öldükten sonra başa geçmek için Başkent Rey’e doğru harekete etmeye hazırlandığı sırada amcası Kavurd Bey taht iddiasında bulunarak başkent üzerine yürüdü. Başlarda bazı vali ve komutanlar Melikşah’ın daha çocuk yaşta olmasından dolayı Kavurd Bey’in tarafına geçmiş olsalar da Nizamülmülk aldığı tedbirler ile bu vali ve komutanları tekrar Melikşah tarafına geçmiştir. Bu tedbirler ise hediye, bahşiş ve maaş arttırımı gibi tedbirlerdir. Kavurd Bey’in bu isyanı bastırılmıştır ve yakalanıp öldürülmüştür, yapılan mücadeleyi Melikşah kazanmıştır.

Melikşah Dönemi Gelişmeleri

Melikşah tahta çıktıktan sonra kendisine bir politika belirlemiştir. Babasının politikasını devam ettirmekle beraber doğu politikasını tekrar uygulayacaktır. Melikşah 1074 yılında doğu seferine çıkar. Gerek Karahanlılar gerek Gazneliler hiçbir direnç göstermeden Melikşah’a bağlılıklarını ifade ederler. Alparslan onları evlilik, akrabalık yoluyla kontrol ederken Melikşah ise siyaseten kendisine bağlamıştır.

Doğu meselesi halledildikten sonra Melikşah batıya yönelmiştir. Kafkas üzerine 1076 ve 1079 olmak üzere iki seferi vardır, bu seferlere bizzat kendisi çıkmıştır. Bu seferlerden ilki 1076 yılındaki Yabgulu Türkmenleri güneye indirme politikası üzerine yapılan seferdir. Bu politikanın ve seferin amacı ise Yabgulu Türkmenleri güneye indirip güneyde Fatımilere set çekmeleridir. Bu seferin ikinci bir amacı da bu Türkmenleri Kutalmış’ın oğlu Süleyman Şah’ın ordusuna dahil etmektir.

Melikşah‘ın amaçlarından birisi de Süleyman Şah’ı kendi saltanatına tehdit olarak gördüğü için öldürtmektir. Bu isteğine iki kişi engel olmuştur. İlki Nizamülmülk’ün uğursuzluk getirir uyarısı. ikincisi ise Halifenin Yabgulu Türkmenleri Süleyman Şah emrine verip Anadolu’ya gönderin tavsiyesidir. Bu tavsiye Melikşah’a mantıklı geldi, bu sorunu kendi içlerinde birbirlerini yiyerek değil de dışarıda yeni fetihlerle değerlendirmek istediler. Bu düşüncelerinde haklı da çıktılar. Süleyman Şah 1073 yılında Anadolu’ya giriyor, 1075 yılında İznik’e kadar ilerlemiş oluyor.

İkinci Kafkas seferi ise 1079 yılında Gürcü, Ermeni toplumların Bizans’a olan yakınlıklarını ve muhtemel isyanları önlemek içindir. Suriye ve Mısır seferlerine bakacak olursak, Atsız Selçuklularda önemli bir komutandır. Melikşah 1077 yılında güney seferleri için Atsız komutasında askeri birlik gönderir. Bu sevilen bir komutan olduğu için sefere yaklaşık 20.000 gönüllü katılır. Atsız bu bölgede Şam, Halep, Kudüs gibi şehirleri hakimiyet altına almıştır. Böylesine önemli şehirleri çok kısa bir süre içerisinde alan Atsız özgüven artışı ile birlikte Melikşah’ın bekle emrini dinlemeden Kahire üzerine hareket etmiştir. Atsız Kahire’ye kadar ilerleyebildi fakat Kahire önlerinde büyük bir yenilgiye uğradı ve Şam’a kaçtı. Melikşah kardeşi Tutuş’u bölgeye göndermiştir ve Tutuş’un ilk icraati emir dinlemeyen Atsız’ı boğdurtmak olmuştur. Tutuş’un ikinci icraati ise Suriye Selçuklu Devletini kurmak olmuştur.

selçuklu saray teşkilatı

Anadolu Selçuklu – Büyük Selçuklu Arasındaki Gelişmeler

Anadolu’da Süleyman Şah, Melikşah’a itaat etmesine rağmen Süleyman Şah’ın kardeşi Mansur’un kendisinden habersiz şekilde Güneydoğu Anadolu bölgesine, Suriye ve Halep’e sefere çıkması yeni bir iç mücadeleye sebep olmuştur. Mansur’un bu hareketinden sonra Melikşah iki ordu çıkarmıştır. Birinci ordu Emir Porsuk komutasındaki Süleyman Şah üzerine gönderilen ordudur. İkinci ordu ise Tutuş komutasındaki ordudur. Emir Porsuk önce Mansur’u yakalamıştır ve öldürmüştür sonra ise Anadolu’ya Süleyman Şah’ın üzerine gitmiştir. Emir Porsuk’un Süleyman Şah’ı ele geçirememesi, güneyde Yabgulu Türkmenlerin olay çıkarması ve bazı Arap beylerin Selçuklu’ya karşı tavır alması sonrası Melikşah Anadolu’ya girme kararı almıştır. 1085 yılında bölgeye gelen Melikşah, Arap beylerini kontrol altına almıştır. Bu bölgeye iki önemli bey bırakmıştır, ilki Çubuk Bey ikincisi ise Artuk Bey. Aynı yıl Melikşah’ın diğer bir kardeşi olan Tekiş hak iddia ederek ayaklanmıştır. Melikşah’ın Anadolu’da olmasını fırsat bilerek Merv, Serahs gibi şehirlerde sultanlığını ilan etmiştir. Tekiş isyanı çıkınca Melikşah Anadolu’dan ayrılıp geri döner ve bu isyanı bastırır.

Melikşah’ın Suriye Seferi, Bağdat Ziyareti ve Türkistan Seferi

Suriye seferinin başlangıç noktası, Süleyman Şah’ın 1084 yılında Hatay ve Antakya’yı Hristiyanların elinden alıp senelik 300.000 altın vergisini kendisine almasıdır. Önceleri bu vergiler Melikşah korumasında olan Şerefüddevle Müslim’e veriliyordu. Şerefüddevle Müslim bu olay karşısında Melikşah’ın sessiz kalmasına dayanamayıp Melikşah’ın kardeşi Tutuş’a ve Fatımilere ortaklık teklif eder. Bu ortaklık teklifinin iki önemli maddesi vardır. İlki sultan olarak Melikşah yerine Tutuş’un tanınması. İkincisi ise Abbasi Halifesi yerine Fatımi Halifesinin tanınmasıdır.

Bu gibi gelişmeler üzerine Melikşah 1087 yılında bu bölgeye hareket etmiştir. Melikşah, Musul dahil olmak üzere Halep ve Şam’a kadar tüm kontrolü kendi hakimiyetine almıştır.

Melikşah 12 Mart 1087 tarihinde Bağdat’a gitti. Halifenin veziri ve devlet erkanı tarafından karşılandı. Bu ziyaretin amacı İslam dünyasına hem kendi gücünü hem halifenin gücünü göstermektir. Bu ziyaret esnasında gerçekleşen iki önemli olay vardır. İlki Melikşah’ın kızı Mah-Melek Hatun’un Halife Muktedî-Biemrillâh ile evlenmesidir. İkincisi ise Halife tarafından Melikşah‘a verilen ”Doğunun Ve Batının Sultanı” ünvanıdır. Bu ünvan ile beraber Halifeden her yere sefer yapma ve kontrol etme hakkı almıştır.

Türkistan Bölgesinin büyük çoğunluğunda yaşayanlar Karahanlılar ve Gaznelilerdir. Daha önceleri bu bölgenin kontrolü evlilik ve akrabalık yoluyla yapılırken 1088 yılında bu durum değişti. Karahanlıların önde gelen yöneticileri Melikşah’a mektup yazıp, Karahanlıların çökmekte olduğunu ve artık zulme başladıklarını halkın ezildiğini bildirmişlerdir. Bunun üzerine Melikşah sefere çıkmıştır. Türkistan bölgesini de siyaseten hakimiyet altına almıştır.

haşhaşi

Fatımiler ile Mücadele, Batınilik ve Hasan Sabbah

Fatımiler Tuğrul Bey döneminden beri gelen bir meseledir. Bu Fatımiler dai denilen misyonerler çıkarmaktaydı hedefleri kendi davalarını çeşitli coğrafyalara yaymaktır. Melikşah bu mücadeleyi iki türlü planladı. Fatımiler ile hem kılıç ile mücadele edilecekti hem de eğitim ile mücadele edilecekti. Kılıç ile mücadele kısmen başarılı olmuştur diyebiliriz çünkü Fatımilerin elinden Hicaz bölgesini ve Yemen’i almayı başarmıştır. Eğitim ile mücadele ise o kadar kolay olmamıştı, Fatımiler dai adındaki misyonerleri çıkarmaya devam etmişlerdir. Bu misyonerlerden en önemlisi Batınilerin lideri olarak bilinen Hasan Sabbah’tır. Batınilik görüşüne göre Kur’an’ın bir kelime anlamı vardır bir de görünmeyen fakat kastedilen farklı bir anlamı vardır. İnandıkları bu dava Haşhaşiliğe dönüşüyor. İnançlarına göre Tanrı, lider olan kişinin vücuduna giriyor. Lider Tanrı adına konuşmuş oluyor.

Hasan Sabbah 1081 yılında ilk kez Selçuklu topraklarına geldiği zaman en uygun bölge olarak Horasan’ın kuzeyini görüyor. Bu bölgedeki insanlar Selçuklu’ya bağlılar ama aynı zamanda bu durumdan dertliler. Bu topluluğun arasına girip onlara imamlık ediyor, insanlar manevi açlık ile Hasan Sabbah’a bağlanmışlardır. Melikşah üzerine ordu gönderince Hasan Sabbah Alamut Kalesi’ne kaçmıştır ve orada Batıni Devleti’ni kurmuştur. Bu devlet içinde insanlara çeşitli illüzyonlar kullanılarak Hulül görüşü empoze edilmiştir yani Tanrının insan bedenine girmesi görüşü. Batınilik, Haşhaşiler ve Hasan Sabbah’ın suikastçileri Selçuklu Devleti’nin yıkılmasında büyük pay sahibidir.

Alparslan döneminden beri devletin vezirliğini yapan Nizamülmülk 1092’de Batınilerin suikastçileri tarafından öldürülmüştür. Melikşah da yine aynı yıl Bağdat ziyareti sırasında yediği bir av etinden zehirlenip ateşli bir hastalığa yakalanarak vefat etmiştir.

Yorum Yap

Yorum Yap