1. Ana Sayfa
  2. Türk Tarihi
  3. Selçuklularda Devlet Yönetimi ve Hükümdarlık Anlayışı

Selçuklularda Devlet Yönetimi ve Hükümdarlık Anlayışı

selçuklu devlet yönetimi

Selçuklularda Devlet Yönetimi ve Hükümdarlık Anlayışı

Selçuklularda Devlet Yönetimi ve Hükümdarlık Anlayışı ile ilgili bize bilgi veren iki önemli kaynak vardır. Nizâmülmülk’ün Siyâsetnâme’si ile Kaşgarlı Mahmut’un Dîvânu Lugâti’t-Türk eserleridir. Selçuklu Devlet yönetimi Osmanlı Devlet yönetiminden pek de farklı değildir. Devlet kararlarını alan en tepe şahsiyet Sultandır. Sultan ülkeye mutlak suretle hakimdir. Bu hakimiyet sultanın karizmasıyla ilgilidir (karizma: kişiyi diğer insanlardan ayıran özellik).

Sultanlar veya hükümdarlar sıradan insanlar değiller, en azından halk onların normal insanlardan farklı olduklarına inanıyor. Tanrıdan kut alma anlayışının Selçuklularda devam ettiğini söyleyebiliriz. Tanrı hükümdarı seçer ve halkını yönetmesi için yetki verir, İslam döneminde ise buna kut yerine menşur denilecek. Halife hükümdara menşur verecek yani onu onaylayacak. Genellikle gücü elinde barındıran kişinin kuta ihtiyacı olmaz, hükümdarlığı bir şekilde kılıfına uydururlar ve meşru hale getirirler.

Halk arasında, Tanrı hükümdarı yeteneklerine ve kabiliyetlerine göre seçiyor inancı vardır fakat uygulamada ise tamamen soya bakıldığını söyleyebiliriz. Soy çok önemli bir faktördür, Selçuklularda hükümdarlık babadan oğla geçmektedir. Hükümdarlığın babadan oğla geçmesi olayına Patrimonyal denilmektedir. Hükümdarın sahip olduğu kut hükümdar öldükten sonra en büyük oğluna geçmektedir. Tahtın büyük oğla geçmesi olayına da Patriarkal deniliyor. Düşünce olarak Patriarkal anlayışı var evet ama uygulamada her zaman en büyük oğul tahta geçemiyor.

Hükümdara Tanrı tarafından verildiği düşünülen birtakım güçler vardır. Buna örnek olarak küç yani güçü gösterebiliriz. Bu güç savaşları kazanma gücüdür, hükümdar eğer savaşları kazanıyorsa bu onun kabiliyetinden değil de Tanrının ona verdiği güç sayesinde kazanıyor görüşü vardır. Hükümdar eğer savaşları kaybediyorsa Tanrı ona verdiği güçü geri aldı düşüncesi oluşur ve kut düşer. Kut sonsuza kadar hükümdarda kalacak diye bir kural yok. Kut aynı soydan başka birisine geçebilir.

Hükümdarlar ve ona inananlarda, bütün dünyanın hükümdara ait olduğu düşüncesi vardır. Neden iki Türk Devleti sürekli savaşıyor sorusunun cevabını burada bulmak mümkündür. İki taraf da tüm dünyanın kendisine bahşedildiğini ve kendisine ait olduğunu düşünüyor. Alparslan bir hutbesinde, Tanrının kendisini seçtiğini ve tüm dünyayı ona verdiğini söylemiştir. Sultan Sencer‘de aynı şekilde dile getirmiştir.

selçuklular

Veliahtlık Sistemi, Görev ve Sorumluluklar, Ünvanlar

Hükümdar değişimi sırasında bazı vakitler sıkıntılar yaşanabilmekteydi. Buna çözüm olarak veliahtlık sistemi kurulmuştur, ancak her zaman veliaht seçilen kişi sultan olacak diye birşey yok. Bu duruma bir örnek vermek gerekirse, Tuğrul Bey’in oğlu olmadığı için veliahtı Çağrı Bey’in oğlu Süleyman’dır. Evet Süleyman tahta oturmuştur ancak Alparslan onu indirip kendi tahta çıkmıştır. Burada yine güçün önemli olduğunu görmekteyiz. Sultan bir veliaht seçer, komutanlar ve devlet adamlarından veliaht için biat alır ancak bu biatlara her zaman uyulmaz ve taht kavgaları yaşanabilir. Taht kavgalarının sonunda en kabiliyetli ve en çok hakeden kişi hükümdar olur.

Tanrı hükümdarı tahta oturttu ona yönetme yetkisini verdi, halkın hükümdara karşı görevleri olduğu gibi hükümdarın da halkına karşı birtakım görevleri ve sorumlulukları vardır. Örnek olarak halkının can ve mal güvenliğini sağlamak, halkının karnını doyurmak, enflasyonu önlemek yani paranın değerini korumak, adaletli bir şekilde yönetmek gibi örnekler gösterebiliriz. Bir hükümdarın bu görevleri yerine getirmesiyle birlikte halkın da üzerine birtakım görevler düşüyor. Örnek olarak hükümdara itaat etmek, hükümdarın dostuna dost düşmanına ise düşman olmak, vergi vermek, askerlik yapmak gibi örnekler verebiliriz. Eğer hükümdar üstüne düşen görevleri yerine getirmezse halkın da üstüne düşen görevler düşüyor.

Selçuklu hükümdarlarının kullandıkları ünvan ve lakaplara da göz atmamız gerekmektedir. Selçuklular ilk başlarda Yabgu ünvanını kullanmışlardır. Hakim olunan coğrafya değişince bu ünvanlar da İslamlaşıyor ve Sultan halini alıyor. 1043 yılında Tuğrul Bey’in bastırdığı paralarda ünvanı Emir olarak geçmektedir. Çağrı Bey’de Melik ünvanını kullanmıştır. Ünvanların gelişimine şu şekilde bakabiliriz, Yabgu-Emir-Melik-Sultan. Tuğrul, 1046 yılında sultan ünvanını kullanmaya başlamıştır. Selçuklu hükümdarlarının pek çok ünvan ve lakapları vardır. Kendilerine verdikleri isimlere ünvan, başkalarının verdikleri isimlere lakap denilmektedir.

Hükümdarın hükümdar olduğunu etrafına göstermesi için birtakım Hükümdarlık Alametleri & Sembolleri vardır. Bu konu ile alakalı ayrı bir yazı paylaştık.
Hükümdarlık Alametleri & Sembolleri Konusunu Okumak için Tıklayınız

Yorum Yap

Yorum Yap