1. Ana Sayfa
  2. Avrupa Tarihi
  3. 20. Yüzyıl Başlarında İngiltere’nin Durumu

20. Yüzyıl Başlarında İngiltere’nin Durumu

20. Yüzyıl Başlarında İngiltere'nin Durumu

20. Yüzyıl Başlarında İngiltere’nin Genel Durumu ve Politikaları

İngiltere 20. yüzyıla girerken Kanada, Mısır, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Hindistan gibi coğrafyalarda çok geniş sömürge topraklarına ve 30 Milyon km2 toprak ile 381 Milyon nüfusa sahip en geniş ve en kalabalık ülke konumundaydı.

20. Yüzyılın ortalarına kadar İngiltere için dünyanın büyük patronu benzetmesi yapabiliriz. Bu yüzyıl aslında sömürgeciliğin de şekil değiştirdiği bir yüzyıldır. Eskiden daha çok doğrudan silahlı sömürü vardı. Artık bu işi sömürge bölgelerindeki güçlü kişileri yanlarına çekerek ticaret ile yapıyorlardır. Ve bu yöntemi özellikle İngiltere çok başarılı şekilde uygulamaktadır. İngiltere 1. Dünya Savaşı sonrası barışı korumak amaçlı kurulan Milletler Cemiyeti’nde de büyük söz sahibiydi, toplam 6 oy hakkına sahipti.

Birinci Dünya Savaşı’na kadar olan dünya düzeni İngiltere’nin çıkarları ve kazançlarına uygun bir dünya düzeni olarak karşımıza çıkıyor. 1869’da açılan Süveyş ve 1914’de açılan Panama kanallarını İngiltere kullanmaktaydı. Bu durum İngiltere’ye çok büyük bir küresel ticaret ağı sağlamaktaydı.

1. Dünya Savaşı Sürecinde İngiltere’nin Durumu

Almanya ve İtalya siyasi birliklerini sağlamaları sonrası bu küresel ticaretten ve sömürgelerden pay istemekteydiler. İngiltere bu düzeni devam ettirebilmek amacıyla ufak gördüğü bölgeleri vermeye razıdır. Ancak Almanya ve İtalya teklif edilen bölgelere razı gelmezler ve bloklaşmalar başlar, savaşın zemini hazırlanır. İngiltere‘nin tek derdi kendisinin patronu olduğu bu dünya düzenini devam ettirmektir. Bu doğrultuda Fransa’yı Fas’ta kabul eder hatta Rusya’ya boğazları vermeye razı olur.

Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere tüm kaynaklarını kullanmıştır. Dürüst olmak gerekirse biraz da ABD’nin yardımıyla bu savaşı atlatabilmiştir. Savaş sonrası İngiltere’nin yeni kazanımlar ve sömürgeler elde ettiğini görürüz. Yıl 1922 olduğunda İngiltere en geniş sınırlarına ulaşmış şekilde karşımıza çıkar.

Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere’nin istediği ortam oluşmamıştır. Barış antlaşmaları sonrası barışı tehdit eden pek çok unsur ortaya çıkmıştır. Ağır barış şartları, ekonomik çöküşler, sömürgelerin paylaşımı, milliyetçilik ve faşizmin tırmanışı gibi faktörler yeni bir savaşı tetikliyordu. 1939’a kadar pek çok antlaşma ve silahsızlanma konferansı yapılmıştır bu gelişmelerde İngiltere’nin rolü büyüktür. Daha önce de dediğimiz gibi İngiltere bu dünya düzeninin değişmesini istemiyor ve bu amaç doğrultusunda politikalarını çiziyor. Ancak İngiltere’nin yatıştırma politikaları işe yaramamıştır ve dünya tekrardan bir savaşın eşiğine gelmiştir. 2. Dünya Savaşı 1939’da başlamıştır, İngiltere bu savaşın sonunu zor getirmiştir. Almanya’nın çok şiddetli hava saldırısına maruz kalmıştır. 20. Yüzyılın ortalarından itibaren dünya patronluğu artık ABD’ye geçmiştir diyebiliriz.

İngiltere'nin orta doğu politikaları
Orta Doğu’yu Şekillendiren İngiliz Ajanı ”Thomas Edward Lawrence”

İngiltere’nin Orta Doğu Politikaları

Osmanlı Devleti’nin artık Orta Doğu bölgesi üzerindeki etkisini ve hakimiyetini kaybetmeye başlamasıyla beraber dünya petrol rezervlerinin %80’ini barındıran bu bölge büyük patron yani İngiltere’nin dikkatini çekmiştir. İngiltere Orta Doğu bölgesine bölge halkını, kültürünü ve dinini çok iyi tanıyan ajanlar göndermiştir. McMahon ve Skyes-Picot gibi antlaşmalar ile bölge üzerine büyük planlar kurmuştur. İngiltere Dış İşleri Bakanı Arthur Balfour’un Filistin bölgesinde bir Yahudi devletinin olabileceğine olumlu bakması sonrası bölgeye dünyanın her yerinden çok ciddi derecede Yahudi göçü yaşanmıştır. San Remo Konferansı ile belki de bir arada yaşayabilecek Arapları farklı farklı isimlerle ülkelere ayırdılar. İngiltere ve Fransa için önemli olan yerleri bölge halkına vermemişlerdir. Kurdukları ülkelerin yönetici kesimini ellerinde tutup bu ülkeleri istedikleri şekilde yönettiler.

Yorum Yap

Yorum Yap